Hasbihal

Aynayı sadece saç taramak için kullanmamalı insan… Bazen doğrudan kendi gözlerinin içine bakmalı ve konuşmalı…

Kimsin sen? Ne için yaşıyorsun?

Her gün sabahın köründe evden çıkıp akşam yorgun argın geliyorsun. Ama dünya telaşının içinde varoluşunun asıl gayesini bir türlü anlayamıyor, hakikati göremiyorsun.

Baktığın yer, gördüğün şeye engel mi acaba diye düşündün mü hiç? Anlamsız fırça darbeleri diye aşağıladığın tabloya biraz açılıp da bakmayı denedin mi?

Aşağıdan bakınca pamuk gibi gözüken bulutların, tonlarca ağırlığındaki metal yığını uçakları nasıl da yaprak gibi titrettiğini anlayabilmek için biraz yükseklere çıkmak;

Veya yukarıdan bakınca da mavi bir çarşaf gibi gözüken denizin, koca gemileri fındıkkabuğu gibi nasıl salladığını görmek için biraz aşağıya inmek lazım…

Bu kadar hareket kabiliyetin olmadığı için sen de birilerinin peşine takılmış gidiyorsun… Acaba peşinden gittiğin kişiler, gerçek zannedilen şeyin hayal olduğunu söyleyenler mi, yoksa hayali gerçekmiş gibi gösterenler mi?

Milton, Shakespeare okuyup hayatın anlamını keşfettim zannederken, Mesnevinin bir mısrasında kayboluyorsan yazık sana!

“Aklını pusula yap, düşünceni özgür bırak,” diyenler ne hikmetse farklı yönlere dağılıp gitmişler hep. Düşüncenin en özgür halinin teslimiyet olduğunu anlayamadan, güneşten mahrum bir hayatı el yordamıyla yaşayarak ve kendilerine teslim olarak gitmişler…

Işığı kaynağından alanların ise yönü hep aynı… İnci taneleri gibi ardı ardına dizilmişler. Ama sen hakikat silsilesinden bihaber, hayatlarını yüzeyde debelenerek geçirenlerin peşinden gidiyorsun…

İmam-ı Gazali’nin yanında Weber’in, Kant’ın, Hegel’in ancak bir su birikintisindeki gökyüzü kadar derin olabileceklerini göremiyor musun?

Bilimle sınırlandırılan bir dünya görüşüne sığabilecek kadar küçülenleri gözünde büyütme! Eğer hayat gördüğün, anladığın ve tecrübe ettiğin şeylerden ibaretse, fikir çilesine ne hacet…

Sen ışığın kaynağını bulamadığın için sokak lambalarından medet umuyor ve uzayan gölgene bakıp kibirleniyorsun…

Karıncanın yanında belki çok büyüksün ama uzaydan bakıldığında bir nokta bile değilsin.

Bana kaç yıl yaşadığını, ne kadar çok şey bildiğini anlatma sakın!

En nihayetinde sen, aldığın son nefes ve kurduğun son cümlesin.

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir