15 Tatil Öncesi 15 Karne Hediyesi

Yazarın Türkiye Gazatesi 16 Ocak baskısındaki köşe yazısıdır. Yazının gazete websitesindeki sayfasına ulaşmak için tıklayınız.

Üç gün sonra çocuklar karne alacaklar. Herkes notları bilse de cuma akşamı evlerde mutlaka bir karne muhabbeti olacak.

Anne babalar yaşlandıklarında çocuklarının karne notlarını hatırlamazlar. Ama şundan emin olun! Çocuklarınız karne günü yaptığınız konuşmaları ömür boyu unutmayacaklar.
Sizin için büyüklerimden öğrendiğim, kulağıma çalınan, düşündüğüm, yazdığım cümlelerden bir hediye paketi hazırladım.
Çocuklarınıza cuma günü güzel bir karne günü hatırası hediye etmek için istediğinizi kullanabilirsiniz.
           ***
1- Seni sevmem için bir şey yapman gerekmiyor. Zaten yapacağını yapmış ve benim evladım olmuşsun.
2- Okulda başarılı olup olmaman sana olan sevgimi azaltıp, çoğaltmaz. Sen okuldan sağ salim geldiğin her gün ben Allah’a şükrediyorum.
3- Derslerine çalışırsan mutlu olurum. Yeterli gayreti gösterdikten sonra aldığın not beni ilgilendirmez. Sen nasıl ki beni mezun olduğum okul veya aldığım maaşla değerlendirmiyorsan, ben de seni notlarınla değerlendiremem.
4- Seni sınıftaki başka öğrencilerle kıyaslayamam. Eğer günün birinde seni derslerinde daha iyi bir arkadaşınla kıyaslarsam, sen de beni, benden daha başarılı veya daha zengin bir tanıdığımızla kıyaslayabilirsin.
5- Notları yüksek, karakteri alçak bir çocuk olmanı istemem! Hayattaki en önemli şey iyi insan olabilmektir. Sen iyi insanın tarifini doğru kaynaklardan öğren ve gayret et. Gerisi teferruattır.
6- Okulda arkadaşlarınla veya öğretmenlerinle problem yaşayabilirsin. Bu problemleri mümkünse kendin çözmeye çalış. Bugünlerde her tökezlediğinde koluna girersem, ben yanında olmadığım zaman dengeni bulamazsın.
7- Abur cubur bilgilerle beslenenler obez bir ruha sahip olurlar. Bu yüzden biraz kitap diyeti yap. Onlarca kişisel gelişim kitabı okuyarak harcayacağın zamanı, “Kendin için istemediğini başkası için de isteme” hadis-i şerifini anlamaya çalışarak harca. Ruhun için en iyi egzersiz programı tefekkür etmektir.
8- Öz güvenle kibir arasındaki ince çizgiyi gözet. Kibrin en büyük alameti başına buyruk iş yapmak, hiçbir şey sormamaktır. Nefsinle tanışırsan her işini büyüklere danışırsın.
9- Yalnız kalmaktan korkma! Sürekli birileriyle olmak isteyen insanlar genelde zayıf insanlardır. Vaktinin kıymetini bilenler için yalnızlık fırsattır.
10- Boş durma ama biraz sakin ol! Eylemlerin düşünceni kuşatmasın. Hayatın her anında bir şeyler yapma telaşında olan insanlar muhtemelen bir şeylerden kaçıyorlardır. Telaşının altını biraz kıs ki, sabrın hemen taşmasın.
11- GSM operatörlerinin konuşma tarifelerini incelediğin kadar, kendi konuşma tarifeni de incele. Dünyadaki bütün konuşmalarına fatura geleceğini unutma. Faturasını ödeyebileceğin kadar konuş.
12- İleride yükselmek için sakın birilerinin sırtına basma! Kariyer merdiveninde tırmanırken ardında onlarca kırık kalp bırakan bir iş adamının yükü, sırtında onlarca kilo taşıyan bir hamalın yükünden çok daha ağırdır. Bunu unutma!
13- Sakın yerinin doldurulamayacağını düşünme! Dünyada anne babalığın dışındaki her pozisyon dolar. Hem de koltuk soğumadan!
14- Değer vermek-dua almaktan daha güzel bir alışveriş yoktur. O yüzden çevrendeki insanlara değer ver ve onlardan dua iste.
15- Ben yaşlandığımda bayramlarda tatile gitmek yerine beni ve diğer büyüklerini ziyaret et. Çünkü “her şey dâhil” tatil paketlerine anne baba duası dâhil değildir. Zamanın çok yavaş aktığı o bayram sabahlarında bizi bir zil sesine muhtaç bırakma!
Bİ’ŞEY SORABİLİR MİYİM?
Babası Orhan’a notları iyi olursa karne hediyesi olarak yeni bir bisiklet alacağını söyler. Bunu duyan Orhan’ın aklına aşağıdakilerden hangisi gelebilir?
a) Eski bisiklet de fena değil. O zaman ders çalışmama gerek yok.
b) Şuna karne ödülü desek nasıl olur? Hediye şarta bağlı verilmez.
c) Geçen sene tablet almıştı. Bu sene bisiklet. Mezun olana kadar bir araba alırım artık.
d) Öğrenmek tek başına değerli değil demek ki! Ödülle değerlendirmeye çalışıyorlar.
e) Hepsi

İki Ders, İki Soru

Yazarın Türkiye Gazatesi 9 Ocak baskısındaki köşe yazısıdır. Yazının gazete websitesindeki sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
PISA Direktörü Andreas Schleicher geçenlerde hepimizin tepkisini çeken bir açıklama yapmıştı. Ne demişti bir hatırlayalım;
“Türkiye’de matematikte çok fazla cebir, geometri, hesap öğretiyorsunuz. Ama geleceği şekillendirecek matematik, sizde öğretilen matematikten çok farklı.”
Bu açıklamayı okuyunca aklıma yaşanmış bir olay geldi.
Bir Avrupa ülkesinde göçmenlerin bulunduğu bir okulda öğretmenlik yapan birisi anlatmıştı. Hangi ülke olduğunu unuttum ama PISA başarı sıralaması listesinde aramızın bayağı bir açık olduğunu hatırlıyorum.
Neyse, ders matematik, konu toplama çıkarmaymış. Öğretmen tahtaya problemler yazıyor ve öğrencilerden bu problemleri defterine çözmelerini istiyormuş.
Üç artı beş eşittir sekiz, yedi eksi üç eşittir dört…
Bir gün aynı konuyu işleyen yabancı bir öğretmenin dersini ziyaret etmiş. Komşu sınıftaki öğretmen dersin başında şöyle demiş çocuklara;
“Çocuklar, dün bir futbol maçı oynandı ve toplam altı gol atıldı. Sizce bu maç kaç kaç bitmiş olabilir?”
Çocuklar gruplara ayrılmış ve hararetle tartışarak bütün ihtimalleri yazmışlar. Bu arada bol bol toplayıp çıkarmışlar.
Sizce bu iki sınıftan hangisi PISA sınavında öne geçer?
Veya şöyle söyleyeyim. Yukarıdaki iki öğretim sistemi karşılaşsa maç kaç kaç biter?
DEPREM TATBİKATI VE DESCARTES
Şimdi bir örnek olay daha anlatacağım. Bu da PISA raporunda Türkiye hakkında yazılan bölümle ilgili. Orada diyor ki;
“Türk öğrenciler ezbere dayalı öğreniyor. Çok şey biliyor ama bu bilgileri kullanarak bir sonuca ulaşma konusunda zorlanıyorlar.”
Gelelim örnek olaya…
Türkiye’de bir ilkokulda deprem tatbikatı yapılacakmış. Sabah ilk derste bütün öğretmenler çocuklara talimatları sıralamışlar.
Siren çalacak, herkes sıraların yanına çömelecek, ikinci sirenle birlikte öğretmeni takip ederek bahçeye inilecek. 
Buraya kadar her şey normal. Ama bir aksilik olmuş ve siren planlanan derste değil, çocuklar teneffüsteyken çalmış.
Bilin bakalım sonra ne olmuş?
Bahçede büyük bir neşeyle oyun oynayan çocuklar sireni duyunca koşarak binaya girmişler ve sınıflarına çıkmışlar. Sonra da öğretmenin tarif ettiği gibi herkes sıraların dibine çömelmiş.
İkinci sirenle birlikte de koşarak tekrar bahçeye inmişler.
Teklifim şu; Sınıf yoklamalarını bir gün “Düşünüyorum o hâlde varım” diyen Descartes’a göre alalım.
Bakalım sınıfta kaç kişi var?
ZİHNİYET DEĞİŞİMİ
Ülkemizde müfredat güncellendi ve sınav sistemleri değişti. Artık siren sesini duyan çocuklar koşarak okula girmeyecek, matematik dersinde öğretmenler harika etkinlikler yapacaklar.
Öyle mi? Keşke olsa…
Eğer öğretmen kendini güncellemez, zihniyet değişmezse değişen sadece gündem olur.
Tarih dersinde İstanbul’un fethini öğrenen bir öğrenci, akşam gidip Fatih Sultan Mehmet’in hayatını araştırmıyor, surların yanından geçerken nabzı hızlanmıyorsa;
Fen Bilgisi dersinde tırtılın kelebeğe nasıl dönüştüğünü dinleyen öğrenci kelebeğe hayran olmuyorsa;
Matematik dersinde rakamlar anlam kazanıp hayatın bir tarafına dokunmuyorsa değişen bir şey yok demektir.
Yeni dönemde öğretmen artık bilgi kaynağı değil, ilham kaynağı olmalıdır.
Dünyanın bütün kütüphanelerini içine sığdırabilen flash bellekler piyasada on beş liraya satılırken, öğretmenlik nasıl hâlâ bilgi transferi olarak görülebilir?
Çoktan seçmeli soruların şıkları arasına hapsedilen bir eğitim sistemiyle donanımlı insanlar değil ancak müfredat yetiştirilebilir.
KUTU
Bİ’ŞEY SORABİLİR MİYİM?
PISA direktörünün açıklamalarından sonra Türk halkının en çok benimsediği savunma cümlesi aşağıdaki şıkların hangisinde verilmiştir?
a) Kimse bizi Beylikdüzü’nden az kalabalık Finlandiya’yla karşılaştırmasın!
b) Ezber bizim geleneğimizde önemli bir öğrenme yöntemidir.
c) Güney Kore’deki intihar oranlarına bak, sonra konuş!
d) Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.
e) Düşünmeyi Batı’dan öğreneceksek vay hâlimize!

Merhamet ve Adalet

Yazarın Türkiye Gazatesi 6 Ocak baskısındaki köşe yazısıdır. Yazının gazete websitesindeki sayfasına ulaşmak için tıklayınız.
Sınav başlayalı yaklaşık on dakika olmuştu. Herkes kâğıtlara gömülmüş sorularla uğraşırken, öğretmenin gözüne iki öğrenci takıldı.
Kopya çekiyorlardı.
Çocuklar öğretmenle göz göze gelince panikleyip kopyayı hemen bıraktılar. Ama iş işten geçmişti.
Genç öğretmen canı sıkkın bir şekilde ne yapacağını düşündü.
Gidip o çocukların kâğıtlarını alsa olmaz. Bütün sınıfa mahcup olacaklar.
Hiç müdahale etmese o da olmaz. Sınavdan yüksek not alacaklar ve sınıfın geri kalanına haksızlık olacak.
İki öğrenci endişe içinde ne olup biteceğini beklerken zil çaldı ve öğretmen hiçbir şey söylemeden kâğıtları toplayıp çıktı.
Ertesi gün de bir sıkıntıdan dolayı sınavı iptal ettiğini ve yeniden sınav yapacağını açıkladı sınıfa.
Merhametle adaletin büyük buluşmasında, eğitim fakültelerinin duvarlarına asılması gereken büyük bir cümle doğdu o gün;
“Eğitim gönüllere dokunmaktır.”
HİKÂYENİN KAHRAMANI
Bu hatıradaki öğretmen Enver Ören Ağabey. Yani birçoğumuzun en tatlı hatıralarının başrolünde olan kişi…
Gün gelir bir yerlerde yeniden yazmaya başlarsam, ilk yazımda bu hikâyeyi anlatacağım diye kendime bir sözüm vardı.
Çünkü meslek hayatımda meselenin özünden uzaklaştıkça ve mesleki gelişim için beslendiğim kaynaklar kuraklaştıkça, Enver Ağabeyin bu hatırası ve eğitimi tarif ettiği o cümleyle kucaklaşıyorum.
Ve her seferinde, asırlarca Türk İslam medeniyetlerinde kök salmış bir eğitim geleneğinin, iliklerime kadar işleyen o üç kelimelik cümleye nasıl sığdığına bakıp şaşırıyorum.
Şimdiye kadar eğitimin onlarca farklı tarifi yapılmış. Ama insanı tam merkeze yerleştiren, gönülden bahseden ve içimize bu kadar sinen bir tarif yok.
Zaten diğer dillerde gönül kelimesinin tam karşılığı da bulunamıyor.
İşte bu yüzden eğitimin bu güler yüzlü ve mütevazı tarifi karşısında, gri renkli, donuk ve ağızda metalik bir tat bırakan onlarca gönülsüz eğitim tanımı ceketini ilikleyip, saygıyla eğiliyor.
PIS(A)LES
Yeni liseye giriş sınavı için PISA-ALES karışımı örnek sorular yayınlandı. Sorulara bir göz atınca hayırlı olsun ile geçmiş olsun arasında kaldım.
Hayırlı olsun, çünkü seminerlerde başrol oynayıp sınıfta figüran bile olamayan düşünme eğitiminin, akıllı tahtadan daha önemli olduğunu artık aklımızdan çıkarmayacağız.
Geçmiş olsun, çünkü maalesef öğrencilerimizin birçoğu daha sınavın yarısına bile gelmeden, paragraflar arasında nefes nefese kalıp tıkanacaklar.
Artık netlerinizi, çözdüğünüz soru sayısı değil, okuduğunuz kitap sayısı ve yorumlama kabiliyetiniz belirleyecek gençler!
Konu bu kadar net.
MUTLULUK, HEYECAN, TEMENNİ VS.
Ne mutlu bana ki, sayfaları arasında çocukluğumu geçirdiğim gazetede yazmaya başladım. Mezun olduğum okulda öğretmen olarak başlamışım gibi bir his var içimde.
Heyecanımı bastıramıyorum.
Allah haddi aşmaktan ve istikametten şaşmaktan beni korusun.
Âmin.
Bİ’ŞEY SORABİLİR MİYİM?
Yeni sınav formatıyla birlikte, uzun yıllar eğitim camiasında hizmet etmiş olan aşağıdaki cümlelerden hangisi emekliye ayrılmıştır?
a) Hocam, bu konudan çıkar mı?
b) Gençler, bakın altını çiziyorum. Buradan banko iki sorunuz var.
c) Sınavda önemli olan test tekniklerini bilmektir.
d) Oğlum, bırak o romanı elinden çabuk! Otur biraz soru çöz.
e) Hepsi