Akıl Oyunları

Yıl 1845…

Yer İrlanda…

İki arkadaş oturmuş muhabbet ediyorlar.

-Bazen hayal ediyorum da, acaba çok uzakta yaşayan insanlarla konuşabilmek için bir şey keşfedilemez mi?

-Nasıl mesela?

-Ne biliyim, mesela şöyle elimizde bir kutu olsa. Bu kutuya konuşsak ve dünyanın öbür ucundaki insanlar bizim sesimizi duysa… Biz de onları duysak… Güzel olmaz mıydı? Başka ülkelerde insanlar ne yapıyorlar, nasıl yaşıyorlar, çok merak ediyorum.

– Saçma!

– Niye öyle diyorsun? İmkânsız mı yani?

– İmkânsız tabi. Senin aklın mantığın alıyor mu böyle bir şeyi?

– Almıyor ama acaba aklıma da çok güvenmiyorum doğrusu.

– Bütün problem de orada zaten. Bilimsel düşünemiyorsun.

– Bilim her şeyi çözmüş mü ki?

– Çözmemiş tabi ama sen de uçuyorsun yani!

– Ha, bir de o var tabi. Uçarak birkaç saatte Hindistan’a gitsek mesela? Güzel olmaz mıydı?

– Bir dakika ya! Sen din kitapları falan mı okuyorsun?

– Evet, okuyorum. Ne olmuş?

– E durum anlaşıldı. Din kitaplarındaki gizemli hikâyelerden etkilenmişsin, olmayacak şeylerden bahsediyorsun.

– Ne alakası var şimdi ya din kitaplarıyla? Bir hayal kuralım dedik, nerelere bağladın olayı!

– Bir yerden bir yere uçarak giden insanlar, uzak memleketlerdekilerle konuşanlar hep din kitaplarında anlatılmıyor mu?

– Benim aklıma o hikâyelerden mi girmiş acaba uçma fikri o zaman? Olabilir mi ya?

– Olabilir değil, öyle. Yere inmen için biraz aydınlanman lazım senin… Auguste Comte okudun mu hiç?

– Kim o?

– Aklın ve bilimin sınırları dışındaki her şeyi reddeden bir sistem kurdu. Dolayısıyla dinleri de reddediyor ve her şeyin akılla çözülebileceğini söylüyor. Rasyonalizm işte.

– Yani her şeyi akılla çözebilir miyiz?

– Elbette çözebiliriz. Dinlerin şu ana kadar bize anlattığı şeylerin çoğu akla mantığa uyuyor mu?

– Haklısın, aklım pek almıyor ama yine de inanıyorum. Ama sonuçta sen de bir şeylere inanıyorsun değil mi?

– Ben bilime inanıyorum.

– O da bir tür inanç değil mi? Adına bilim denen kısa dönem buluşlara tapıyorsun sen de işte.

– Edebiyat yapma bana! Benim fiziksel veya maddi dünyanın gerçeklerine dayanan bir bilim anlayışım var. Rüya görmüyorum yani. En azından Çin’deki insanlarla konuşma hayali kurmuyorum.

– Ya, aslında aklımda başka bir şey daha var ama söylemeye çekiniyorum biliyor musun?

– Söyle söyle, kasma kendini.

– Başka bir kutu daha olsa ve biz o kutunun içinde şu anda dünyada ne olup bitiyorsa görebilsek?

– ……………………………………..

– Ne oldu abi? Niye kalktın?

– Ben kaçtım aslanım! Hadi görüşürüz.

– Ya dur be abi! Muhabbet ediyorduk ne güzel. Nereye gidiyorsun?

– Önce eve gidip sihirli kutumdan Roma’daki büyükbabamla konuşacağım. Sonra da uçarak ver elini Hindistan. Yarın sabah oradayım.

– Üff dalga geçme ya! Tamam, görüşürüz.

– Görüşürüz. Akıllı ol e mi?

– Tamam, sen de!

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir