Kablosuz Misafirin Arsız Davranışları

İlk olarak 90’lı yıllarda ülkemize giriş yapan internet, çok kısa bir zaman içinde oturum ve çalışma iznini aldı. Birkaç yıl içinde hiç gurbet hissi yaşamadan aramızda dolaşmaya başladı. İlk geldiğinde şahit olduğumuz o çekingen tavırlarından eser kalmadı, elini kolunu sallayarak sokaklarda birkaç sene dolaştıktan sonra evlerimize dadandı.

Hem de yatılı olarak…

Biz de Türk misafirperverliğinin bir gereği olarak hemen yemek hazırladık, çay içirdik ve ardından yer yatağını yapıp odamıza çekildik. Sabah olduğunda bizden önce kalkıp kahvaltı sofrasına oturduğunu gördük. Biraz sinirlendik belki ama çaktırmadık.

Akşam işten eve dönünce bir de baktık, çocuklarla oturmuş muhabbet ediyor. Hem de pijamalarıyla. Demek ki birkaç gün daha kalacak diye düşündük.

Çocuklara “Okul nasıl geçti bugün bakalım?” diye sorduk ama cevap alamadık. Çünkü internet çocuklarımızı esir almıştı. “Hanım, haydi yatalım artık,” diye seslendik ama hanım yeni misafirimizin koyu muhabbetini bırakıp yatağa gelemedi.

Baktık olacak gibi değil kovduk. Ama kapıdan çıkan internet, bacadan girdi. Kablosunu kestik, karşımıza kablosuz haliyle çıktı.

Kablosuz ve arsız bir şekilde evimizin her metrekaresine yayıldı.

Artık yapacak pek bir şey kalmadığını görünce biz de samimi olmaya başladık. Hatta onunla vakit geçirebilmek için çocuklarla kavgaya tutuştuk. Bir süre sonra da aslında ne kadar haksızlık ettiğimizi ve hayatımızı ne kadar kolaylaştırdığını düşünmeye başladık.

Bir yere giderken yolu ona sorduk, yatarken son gelişmeleri ondan öğrendik, sağlıkla ilgili problemlerimizi ona danıştık. Hatta dini sorularımızı bile ona sormaya başladık.

Ama biz ona sordukça, o iyice havalara girdi. Ona bağımlı olduğumuzu fark edince, bizi yönetmeye kalkıştı. Biz de ülkeye vizesiz giriş yapan bu misafirin, evimizden hiç çıkmayacağını anlayınca oturup konuşmaya karar verdik.

Bak güzel kardeşim! Hoş geldin, şeref verdin. Başımızın tacısın ama aile düzenimizi bozmaya hakkın yok. Ben eskiden çocuklarımla sohbet ederdim. Şimdi sen varsın diye beni duymuyorlar bile. Ben çocuğumu eskiden sinemaya göndermezdim, şimdi sen onlara her istediği filmi açıyorsun. Hem de bana sormadan. Evet, bana da çok hakkın geçti. Kabul ediyorum. Ama biraz uzaklaşsan… Bizi biraz kendimize bıraksan… Çocuklarla üç beş kelam laf etsek, akşam çay içerken günümüzün nasıl geçtiğini anlatsak birbirimize… Olur mu?

Biz yalvarır bir tonla konuşurken, samimi misafirimizin yüzündeki müstehzi ifade hiç kaybolmadı. Aslında “İstediğin kadar konuş, ben sizin evinizde kalmaya devam edeceğim. Sen beni bırak da, kendi çocuklarınla konuş bence. Çünkü ben kendi halimde duruyorum. Onlar geliyor yanıma,” dedi.

Bir şey diyemedik tabi. Öylece bakakaldık.

Sonuç olarak ilk gelirken ne umuyordu bilmiyoruz ama bulduğunu yedi internet.

Bize de olanları hazmetmek düştü.

Hepimize afiyet olsun!

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir