Hanımköy

Bazı insanlar var, “Nerelisin?” diye sorulduğunda şak diye cevabını verebiliyor. Hele başına bir de “doğma büyüme” eklendi mi tadından yenmez oluyor.

Ama benim durum biraz farklı. Babam Erzincan’da doğmuş, annem Ispartalı. Ben İstanbul’da doğmuşum. Eşim Kütahyalı.
Erzincan’a çocukken bir kere gittim. Evlendiğimden beri de tatillerde Kütahya’ya gidiyoruz.

Birisi “Nerelisin?” diye sorduğunda gerçekten zor anlar yaşıyorum.

Erzincan desem karşı tarafın Erzincanlı olma ihtimali acayip korkutuyor beni. Çünkü iki hemşerinin karşılaşma anında yaşanan o coşku dolu anları paylaşabilecek alt yapıya sahip değilim. Böyle durumlarda art arda gelen sorulara verebildiğim tek cevap, “içinden,” oluyor.

Bu soğuk hemşeri reaksiyonu akabinde karşı tarafın “içinden” neler geçtiğini tahmin edebiliyorum.

“Nerelisin?” sorusuna “İstanbul” desem daha sıkıntılı… Karşı tarafın hafif azarlar bir tonda, “Aslen nerelisin?” sorusu garanti… Yani konu yine Erzincan’a geliyor bir şekilde.

Bu yüzden ardışık olarak sorulabilecek tüm soruların cevaplarını ihtiva eden bir cümle kuruyorum böyle durumlarda.

“İstanbul’da doğdum. Babam Erzincanlı ama orada hiç yakın akrabamız kalmamış. Çocukken gittik ama pek bilmiyorum oraları. Annem de Isparta’da doğmuş ama çok az kalmışlar.” diyorum.

Bazen bu cılız cümlelerimi “Bu dünya bizim memleket” argümanıyla destekleyerek güçlü bir duruş sergilemeye çalışıyorum.

Ama yemiyor!

Böyle durumlarda hafif şive yaparak “Vay topraam!” diye sarılmayı, “kimlerden” olduğumu söyleyerek ortak tanıdıklar bulmayı ben de çok istiyorum. Ama beceremiyorum.

İş yerinde birçok kişi beni Kütahyalı zannediyor. Hanımköy esprilerine de alıştığım için bu durumu artık pek umursamıyorum.

Ama birkaç yıl öyle bir şey yaşadım ki, az daha çoluğu çocuğu toplayıp Erzincan yollarına düşüyordum.

İşte o talihsiz olayın detayları…

Evde oturuyorduk. 7 yaşındaki oğlum birden “Baba, biz keşke Erzincanlı olsaydık ya!” deyiverdi.

Olayı tam anlamadığım için bir şey demeden önce “Niye?” diye sordum.

“Baturay Erzincanlı ya, tatile oraya gittiler. Biz de Erzincanlı olsaydık giderdik, birlikte oynardık,” dedi.

“Oğlum, biz zaten Erzincanlıyız,” dedim yüzümde acı bir gülümsemeyle. Bu arada etrafta kimse olmadığı halde fısıldayarak konuştuğumu fark ettim. Yerin kulağı var hesabı…

“Tabi tabi,” deyip kafasını salladı çocuk.

“Gerçekten bak,” dedim.

“Baba, şaka yapma ya! Ne Erzincan’ı. Biz Kütahyalıyız,” dedi gözünü tabletten ayırmadan.

Birden sinirlendim. Memleket damarım kabardı. Çocuğa “Goddik,” diye bağırasım geldi. “Bu evde niye kete yok yahu?” diye haykırmak istedim. Tulum peyniri dışındaki bütün peynir türlerine süresiz ambargo uygulamayı düşündüm.

Geceleri yüksek sesle Erzincan türküleri söyleyerek aile içindeki farkındalığı artırma planları yaptım. “Toplanın, Ekşisuya pikniğe gidiyoruz!” diye seslenip emin adımlarla kapıya doğru yürümek istedim.

Ama ertesi sabah bütün bu idealist düşüncelerden sıyrılmış bir vaziyette, Kütahya’dan gelen tahinli gözlemeleri yerken buldum kendimi.

Ben de diğer birçok konuda olduğu gibi, kendimi eksik hissettiğim bu alanla ilgili analizler yaparak kendimi aklamaya çalışıyorum.

Savunma mekanizmam geçen yazdan beri fazla mesai yapıyor.

Memleket meselesi haline gelen bu memleket meselesinin çok abartıldığını düşünüyorum.

Mesela “Hemşerim, memleket nere?” diye bir soru olur mu ya? İnsan paradokstan paradoksa sürükleniyor.

Bir insanla yakınlık kurmak için illa hemşeri mi olmak lazım? Aynı şehirden olmadığı halde “Ooo, hemşeri sayılırız,” diyenler kaç kilometre mesafeyi baz alıyorlar?

Kilometre hesabı tutmayınca, “Bizim dayıoğlunun hanımının amcası oradan evli,” diyerek ortak bir zeminde buluşma çabaları nedir?

Konu sadece insanların birbirleriyle yakın ilişkiler kurması bağlamında ele alınsa iyi. Ama bazı muhabbetlerde konu az yağlı ırkçılık kıvamına da gelebiliyor.

Mesela, “Malatya’dan zaten adam çıkmaz abi,” türünden cümleler kuruluyor sıkça. Malatya’yı ilk aklıma gelen şehir olarak yazdım ama acayip tedirginim. Malatyalı birisi okur da alınır diye korkuyorum. Mesele gerçekten mühim demek ki!

Neyse, herhangi bir şehirden adam çıkmaz diyen kişinin tüme varırken hangi istatistiki bilgileri referans aldığını araştırırsanız, geçmişte oralı birisinden kazık yediğini falan öğrenirsiniz muhtemelen.

Bir de bağlı bulundukları şehre bağlı olmadıklarını iddia eden ilçe sakinleri var. Birisini sevmemeyi anlarım da bir şehre gıcık olmak çok enteresan değil mi sizce de?

Bu mesele Türkiye haricinde hiçbir ülkede bu kadar abartılmaz. Mesela “Nerelisin?” sorusuna “New York” diye cevap veren bir kişiye, “Bırak şimdi. Baban nereli aslanım?” diye sorulmaz.

Ama Türkiye’de bu meseleye gereğinden fazla önem verilir. Çocuğun annesinin doğduğu yeri memleketi zannetmesi hiç affedilmez mesela.

Bırakın çocuklar kendileri seçsin memleketlerini. Bu kadar ataerkil olunmaz ki! Hem bu meselenin kılıbıklıkla ne ilgisi var?

Sanki kabirde “Nerelisin?” diye soracaklar.

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir