Kaykılmış Öğrenci Tipi ve Eğitim Sistemimizle İlgili Kafamı Kurcalayan Meseleler

– Lise son sınıfta birbirini itme, değişik sesler çıkararak koşma ve sıraları devirme gibi eylemlerden hiç kopmayan öğrenci tipi, nasıl oluyor da birkaç ay geçip üniversiteye girince olgunlaşıyor? Bu olgunluk yaşla ilgili değil galiba. Bir sürü kuralın içinden, görece daha kuralsız bir ortama giren öğrenciye herhalde aydınlanma geliyor. Bulunduğu ortamda birbirlerine omuz atarak gezerlerse, çok kötü bir manzara oluşacağını hissediyor ve yapmıyor. Lisede de öğrencileri böyle hissettirecek bir şeyler yapabilsek keşke!

– İlk olarak Amerika’daki üniversitelerin rengârenk broşürlerinde filizlenen bir çimde oturma tribi var. Bu trip üniversite gençliğini fena etkilemiş gözüküyor ve kesinlikle sosyolojik bir vakıa. Biz piknikte altımıza yaygı yayan bir milletiz. Nasıl oldu da bulduğumuz her yeşilliğe oturur olduk? Çimen üzerinde oturma eyleminin, yükseköğrenimle bu kadar iç içe geçmiş olması incelenmeli. Öğrenciler resmen üniversite seçerken oturulabilecek çimenlik alanlara bakıyorlar! Sanki çimenin zihin açan bir durumu varmış gibi… Yakın zamanda YGS sınavını otlakta yaparlarsa şaşırmam!

– Saygı kurallarının da birkaç ay içinde bu kadar dönüşmesi enteresan! Yani lisede bacağını uzatmış oturan öğrenci, hoca geçerken toparlanmazsa hiç hoş karşılanmıyor. Öğrenci milleti 12 sene boyunca hoca sınıfa girince ayağa kalkıyor. Ama üniversitede çayır çimen yatan öğrenci dolu. Hatta özel üniversiteler tanıtım broşürü hazırlarken herhalde ortamın çok rahat olduğunu göstermek için genelde “kaykılmış” öğrenci tipi kullanıyor. Bir tane de ciddi şekilde ders çalışan bir erkek ya da kız gözükmüyor broşürlerde. Hep eğlence, hep şamata!

– Ziyaret ettiğimiz bir profesör iki tip öğrencisinin olduğunu söyledi. Çok çalışkan ve asosyal, az çalışkan ve sosyal. Bu iki öğrenci grubunu takip ettiği zaman da, sosyal olan öğrencilerin hayatta çok daha başarılı olduklarını gözlemlediğini söyledi. Yapılan araştırmalar da zaten sınıfta en iyi not tutan öğrencilerin hayatta pek dikiş tutturamadığını gösteriyor. Sınıf birincileri genelde iyi maaşla bir yerlere giriyor. Ama işin ilginci onlara iyi maaş veren adamlar hiç sınıf birincilerinden çıkmıyor.

– Üniversite sayısının ve yerleşme oranlarının artması elbette çok önemli bir gelişme. Ancak altyapı yeterli olmayınca, nitelik ve nicelik terazinin kefeleri gibi oluyor. Biri kalkınca, diğeri iniyor. İlkokul 2’ye giden çocuğumun gördüğü derslere, yaptığı ödevlere bakıyorum. Bir de üniversite öğrencilerine bakıyorum. Bu işte bir terslik var gibi. İlkokulda okuma, yazma ve biraz matematik yeterli olacak aslında. Ama yüklendikçe yükleniyoruz. Çocuklar oyun oynayamadan büyüyor. Üniversiteye gelince de çocukların oyun oynayası geliyor. Bazı üniversiteler gençlerin buluşup sosyalleştiği mahalle dernekleri gibi. Hiç ders çalışmadan sınıf geçiyorlar. Galiba koşuya çok hızlı başladığımız için son düzlükte seriyoruz.

– Bir twit okumuştum. Diyordu ki: “4 sene lisans, 2 sene de yüksek lisans eğitiminden sonra sınıfa girdiğimde ilk cümlem, ‘Oturun, konuşmayın’ oldu.” Yıllar boyunca hep oturmaya ve sessiz olmaya teşvik edilen kişilerin, birden ayağa kalkıp fikirlerini özgürce haykırabilen bireyler olmasını beklemek biraz abesle iştigal değil mi?

– Birçok üniversitenin 4 yıllık olması bence çok gereksiz. Mesela benim okuduğum İngilizce öğretmenliği bölümünü ele alalım. Resmen 1.5 yıllık eğitim 4 yıla yaydırılmış gibiydi. Sanki “2 yıl olursa bunlar hemen mezun olup iş aramaya başlarlar, bu da sıkıntı olur” anlayışı hakim.

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir