Has Özgüven

En çok sömürülen moda kelimeler listesinde yıldızı giderek parlayan özgüven kelimesi kaç yaşında bilmiyorum. Ama problemli bir ergenlik dönemi yaşadığı kesin. Çünkü manası zihinlerimizde hala tam oturmuş değil.

Fazla değil, en fazla 7-8 senedir eleman arayan şirketler, “üniversite mezunu” ve “en az bir yabancı dil bilen” gibi şartların yanına bir de “özgüveni yüksek” ibaresi eklemeye başladı. Özgüven ölçtüreceğimiz bir merkez olmayınca, biz de muhatabımızın elini sertçe sıkıp gözlerinin içine baktık, sesimizi diyaframdan zorlayıp kendimizi ispata kalktık.

Yılların birikimiyle elde edilebilecek özgüveni, on dakikalık iş görüşmesinde sergilemek için türlü numaralar çektik yani.

Tabi tevazünün ve yerine göre mahcubiyetin erdem sayıldığı bir ülkede kullan-at mantığıyla dikilen özgüven elbisesi üzerimize tam oturmadı. Hatta birkaç numara küçük geldi.

Elbisenin darlığından hareket kabiliyetimiz azaldı.

Aman dikişler patlamasın derken en önemli özelliğimiz olan esnekliğimizi kaybettik. Dik durmak için kastık da, kastık.

Özgüven başlıklı kitaplar ve seminerlerin birçoğu, o on dakikada neler yapılması gerektiğini anlatıyor işte. Hesap kısa vadeli olunca da, insanda genellikle sabit değerlerde bulunması gereken özgüven miktarı, borsa gibi bir yükseliyor, bir düşüyor.

Özgüven markasıyla bir yandan da resmen kibir ticareti yapılıyor. Heybesine “ben” hikâyeleri dolduran modern meddahlar ülke ülke gezip dev masalları anlatıyorlar. Ego tatmin merkezlerinde kendisiyle küs insanlar barıştırılıyor, nefis cilalama teknikleri öğretiliyor.

Evde anne babasından kibir ve tevazünün ne olduğunu öğrenmeyen çocuklar, özgüveni bacak bacak üstüne atmak zannediyor. Öğretmeniyle saygısız tavırlarla burnu havada konuşan öğrenciler “yüksek özgüven” kategorisinde ödüle layık görülmeye başlandı. Öğrenmenin ilk şartının “edep” olduğu unutuldu.

Çevremde örnek aldığım insanlara bakıyorum. Hepsi göz yaşartıcı bir edep ve tevazua sahip… Müthiş kapasitelerine ve inanılmaz bilgi birikimlerine rağmen hepsi alçak gönülleriyle yükselmişler…

Meyvelenen ağaç misali başları öne eğildikçe kıymetlenmişler… Gölgeleri huzur soluyan insanlarla dolu…

Dev masallarına kananlarsa gözlerini topraktan çevirmiş, kupkuru dallarıyla göğe doğru uzanmaya çalışıyor…

Ve kaybediyorlar…

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir