Mahalle Baskısı

Yıllar önceydi. Çocuğumu berbere götürmüştüm. Çocuk tıraş olurken ben de gazeteleri karıştırıyordum.

Birden berber oğluma “Sen hangi takımı tutuyorsun bakalım koçum?” dedi.

Kayınbiraderim ve kuzenlerinin yoğun çalışmaları neticesinde 2 yaşından beri bu soruya hep aynı cevabı veren oğlumun dudaklarından üç hece dökülüverdi; “Cim bom bom!”

Birden aynada berberle göz göze geldik. Makas şakırtısı kesildi, buz gibi bir hava esti. Konuyu değiştirmek için, “Acaba enseyi biraz daha mı alsak, çocuk çok terliyor,” falan dedim ama işe yaramadı.

“Hocam, sen Fenerbahçeli değil miydin?” dedi berber gözlerini aynadaki aksimden ayırmadan.

“Evet,” dedim. Diğer koltuklardaki müşteriler, çırak ve sıra bekleyen iki kişinin de bana doğru döndüklerini hissedebiliyordum.

“Bu cim bom bom hadisesi nedir peki hocam?”

Biz demokratik bir aileyiz falan deyip işi dalgaya vuracaktım ama baktım durum ciddi, vazgeçtim. Çocuğuna gereken eğitimi verememiş bilinçsiz bir babanın mahcubiyetiyle çayımın dibinde kalan son yudumu alıp açıklamalara başladım.

“Ya çocuk 2 yaşındayken akrabalar öğretmişler. O zamanlar Fenerbahçe diyemiyordu, cim bom bom kolayına geldi. Oradan bir alıştı, artık değiştiremiyoruz. Zaten 3,5 yaşında çocuk. Ne anlar futboldan!”

Kesinlikle ikna olmadıklarından emindim. Üzerimdeki baskı giderek artıyordu.

“Bunlar önemli konular hocam,” dedi berber. “Sen kuzuyu kurtlara teslim etmişsin daha 2 yaşında.” Sonra –herhalde ortamdaki herkes rahatça duysun diye- sesini yükselterek, “Sizin meslek öğretmenlikti, değil mi hocam?” diye sordu kinayeli bir şekilde.

“Evet,” dedim ama sesim o kadar cılız çıktı ki ben bile zor duydum.

“Eee, mum dibine ışık vermezmiş,” dedi bekleyenlerden birisi.

Hayırsız evladımla aynada göz göze gelip “sen evde görürsün” türünden bir kaş göz hareketi çektim. O da herhalde inadına bir kez daha “Cim bom bom” diye bağırdı.

Bu aralar toplumdaki futbol bağımlılığını anlatan bir yazı yazmayı planlıyordum. Konuya futboldan girip çocuk eğitimine bağlayacaktım. Artık gerek kalmadı.

Bir sonraki berber seansından önce bu işi halletmek için var gücümle çalışıyorum. İnternetten Fenerbahçe tezahüratları indirdim, düzenli olarak çocuğa dinletiyorum. Boyama kitaplarındaki Spiderman, Superman ve Batman gibi bilumum uçan-kaçan çocuk kahramanlarının kıyafetlerini sarı laciverte boyadım. Bir tane de pilli ‘fener’ aldım eve, ağzı alışsın diye.

Ama nafile… Yaşken eğmişler veledi bir kere, doğrultmanın imkanı yok. O üç hece, bir türlü dört hece olmuyor.

Ve çocuğun saçları hızla uzamaya devam ediyor…

Yazar: Mehmet Salih Uyan

Eğitimci, Yazar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir